Erkekleri Anlamak

1.Anne ilgisi isterler. Ama sakın yine annesi gibi başlamayın, dırdırı sevmezler. İlgilenin ama üstüne düşmeyin.

2.Sizi her halinizle severler ama kıllı bacakların üzerine öylesine geçirilmiş lekeli bir eşofmanla da karşılamayın.

3.Arkadaşlarını sevmenizi isterler ama kendisinin bulunmadığı ortamlarda görüşmenizden hazetmezler.

4.Beraber maç seyretmeyi isterler ama "ofsayt ne demek?" "n'oldu şimdi niye düştü bu adam?" gibi sorular sormanızdan nefret ederler.

5.Dost olmak isterler ama yine de enseye şaplak.... samimiyetinden hoşlanmazlar.

6.Kendi başınıza yetebilmenizi, özgüveninizin yüksek olmasını ancak özellikle kalabalık bir ortamda iplerin kendilerinde olduğunu da bilmek isterler. Yemekteyken garsonu o çağırmalı, adres sorulacaksa o sormalı, yırtık dondan fırlar gibi atlamayın hemen.

10 Ay Sonra Yunus'a

10 ay önce bugün yine bir yolun başında önümü göremez haldeydim. Çok aşina bir şehirde hiç tanımadığım bu hayatı yaşamaya başlamıştım.

Hikayelerimde anlattığım, “ben” dediğim şehir bu sefer beni kuşkuyla karşılamıştı, dostça değil. Ruhum renk çamuru gibiydi. Özlüyordum, seviyordum, nefret ediyordum, korkuyordum, kaçmak istiyordum, kalmak istiyordum, rahatlamıştım, baskı altındaydım. Geceleri uyuyamıyordum.

Sen aradın. “Tekrar aramıza hoş geldin” dedin… Sesin şehir gibi tanıdıktı, yaşadıklarım kadar yabancı.

Çok direndim. Ne kadar olumsuzluk varsa saydım; sana, kendime, herkese… Ben zıtlıklarla cebelleşirken; sen, uykusuz gecelerimin uykusu, kabuslarımın sonu, göz yaşlarımın kurutma kağıdı oldun. Günümün ışığı, yaptığım işin heyecanı, beynimdeki mahremlerin sırdaşı, dönüş yolumun yoldaşı, odamın kırmızı gülleri, hayatımın sürprizi oldun.

Elimi tuttuğun andan beri hiç üşümedi yüreğim. Sert ve sivri köşelerime, dengesizliğime, karamsarlığıma, inadıma, ‘bana ne’ciliğime, ‘sana ne’ciliğime rağmen sırf üşümeyeyim diye hiç bırakmadın elimi.

“Ben yanındayken hiçbir şeyden korkma” dedin. “Deli galiba” dedim. Meğer buna “Sevgi” diyorlarmış; seninle öğrendim. Kabuğum oldun, en yorulduğum anlarda sana sığındım. Sorgusuz, sualsiz, yargısız, eleştirisiz sardın beni.

10 aydır hiç usanmadan, yorulmadan, sabırla bana “sevgi”yi öğrettiğin ve yaşattığın için teşekkür ederim.

Seni çok seviyorum!

-- ZeyneP

Ekim 9, 2010

Kalem Etek (Sözümüz Söz)

“Kalem etek” kavramını bir otobüs yolculuğum sırasında ön çapraz koltuktaki ablanın dergisini otobüste unutmasıyla Elle’den öğrenmiştim. Bir dolu reklam sayfasını geçtikten sonra o senenin modasının ekoseler ve kalem etek olduğunu, bunları giymeyenin ilerleyen sayfalarda tanıtımı yapılan restoranlara adım atamayacağını bi dolu zekamla hemen kavramış ve üst dudağımın sol tarafını yukarı doğru kaldırıp “Ulan siz de insan mısınız?” mimiğiyle dergiyi kapatmıştım. “Kedi uzanamadığı ciğere mundar dermiş” değildi benim meselem. Bu küçümseyiş, paçaları yıprık yıprık olduğu için kapriye dönüştürülmüş kotum ve penguenli tişörtümle kendimi, derginin öngördüğü üç beş parça kıyafetle kombin edilerek(!) oluşturulmuş “Feminen” ya da “Romantik” imajlı kıyafetlerin içinde düşünemediğimdendi.